KAYIT    İLETİŞİM
 Türkçe | ₺

Bellerophontes ve Pegasus


TLOS

    Likya'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Fethiye İlçesi’nin yaklaşık 42 km doğusundaki Yaka Köyü sınırları içerisinde kalmaktadır.

Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağların (Kragos) sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güneydeki Saklıkent Kanyonu ile kuzey yönde bulunan Kemer Beldesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Ovasına hâkim konumuyla öne çıkan kentin antik komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yer almaktadır. Böylece Tlos yerleşiminin başka hiçbir Likya kentinde olmadığı kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılır ki, bundan dolayı Hitit kaynaklarında Tlos için “şehir” yerine “ülke” (metropolis) ifadesi kullanılmıştır. Ele geçen yazıtlardan antik kentin çok sayıda semt ve mahallelerden oluştuğu, çevresinde ise merkeze bağlı pek çok köy yerleşiminin bulunduğu bilinmektedir.

Bu tarihi kent, Likya yol ağının yedi değişik yönden bağlantı yeri olması, kapladığı coğrafyanın genişliği ve sarp kayalıklar arasında korunaklı bir bölge olması sebeplerine dayanılarak Metropolis unvanını almış olsa gerek.

Tlos, Likya Birliği'nin en önemli 6 kenti arasında yer alır. Kent; Myra, Olympos, Xanthos, Pınara ile Patara şehirlerinin sahip olduğu gibi 3 oy hakkına sahip bulunmaktaydı.

Likya ‘nın en eski yerleşim alanlarından biri olan Tlos Antik Kenti, MÖ 14. yüzyıl Hitit belgelerinde Dlawa, Likya yazıtlarında ise Tlawa olarak geçiyor. Yunan mitoslarına göre Tlos Antik Kenti’nin adı, Tremilus ile Praksidike’nin dört oğlundan biri olan Tloos’dan geliyor.

Diğer Likya şehirleri gibi uzun süre Pers egemenliği altında kalan Tlos Antik Kenti, MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda parlak bir Klasik Çağ yaşayan kent, MÖ 333’te Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişiyle yine tüm Likya ile birlikte Makedon Krallığı kontrolüne geçti.

MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis unvanını taşımaya devam etmiştir.

Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendi. Bu dinsel önemin 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos, Likya sınırları içerisindeki önemini Osmanlı Dönemi’nde de hissettirir. Bölgeye en son 19. yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu inşa etmiştir. Bugünkü modern Yaka Köyü antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur.

Bellerophon Efsanesi

Tlos’tan bu kadar bahsetmişken bu kentte uzun yıllar mutlu mesut bir hayat sürdürdüğü iddia edilen efsanevi şahsiyet BELLOROPHON’dan söz etmeden olmaz.

Şimdi, efsaneye göre…

Bellerophon veya Bellerophontes (Βελλεροφόντης), Yunan mitolojisinde Korinth kralı Glaukus (Babası Glaukos, tanrıları kandırmayı ve oyuna getirmeyi başarmış, bu yüzden de sonsuz bir cezaya çarptırılmış olan Sisyphos’un torunudur; Sisyphos Ölüler Diyarında, bir kayayı yokuş yukarı çıkarmak ve zirveye ulaştığında, bunu tekrarlamak döngüsü ile cezalandırılmıştır) ile Eurynome’nin oğlu, Belleros’un kardeşi olup, Athena’nın yardımı ve yeteneğiyle uçan at Pegasus’u ehlileştirip, Kimera (Chimera) adlı canavarı öldürmüştür.

Azra Erhat, Glaukos’un, Bellerophon’un “ölümlü” babası olduğunu, kahramanın aslında Poseidon’un dölünden olduğunu belirtmektedir. Kahramanın tanrısal niteliklerinin de oradan geldiğini ekler. Gerçek babasının Poseidon olduğuna inanılan Bellerophon, Kadmus ve Perseus ile birlikte Herakles öncesi dönemin en önemli kahramanlarından birisidir. Canavar Katili veya Belleros’u Öldüren olarak da tercüme edilebilen Bellerophontes kelimesinin etimolojisi tartışmalı olup, fontis (φόντης) “katil” anlamı açıkken çeşitli yazarlarca Belleros’un mızrak anlamına gelebileceği veya Likyalı bir iblis veya Korinthli bir asilzade olabileceği teorileri ileri sürülmüştür.

Bellerophon öz kardeşi Belleros’u bir av esnasında kazara öldürür. Yunan geleneğinde, sebepsiz yere birini öldürmek suç sayılmaktadır. Böyle bir suç işleyen kişi bedelini ödemeli, çeşitli görevler üstlenerek suçundan arınmalıdır, aksi takdirde tanrılar tarafından lanetlenerek cezalandırılacağına inanılır. Kahraman, Yunanistan’ın merkezinde iyi bilinen ve güçlü bir krallık olan Korinth’in prensidir, dolayısıyla kraliyet soyundan birisi olarak yaptığının bedelini ödemesi gerektiğinin de farkındadır. Bu sebeple kahramanımız ülkesini terk edip, komşu devletlerden biri olan Argos’a gider. Argos kralı Proetus’tan, işlediği suçun kefareti olarak kendisine bir görev vermesini ister. Ancak buraya geldiğinde kralın eşi Stheneboia, kahramanı görmüş ve ona âşık olmuştur. Bellerophon ise onun duygularına karşılık vermez. Reddedildiği için sinirlenen kraliçe kahramanı, kendisini ilişkiye zorladığını söyleyerek suçlar. Gelenekler icabı ağırladığı misafirini kendi öldürmek istemeyen Proetus, tacizle suçlanan masum kahramanı içinde getireni öldürün emir yazan bir mektupla birlikte Likya kralı olan kayınpederi İobates’in yanına kovar. İobates, mühürlü yazıyı okumuşsa da yazılanı (“Bu mektubu getiren kişiyi bu dünyadan kopar; o ki karıma yani senin kızına tecavüz etmek istedi.”) Bellerophontes’e söylemez, aynı damadı Proetus gibi, misafire doğrudan zarar veremeyeceğini bildiği için onu direkt öldürmek yerine sonu ölümle sonuçlanacağı neredeyse kesin olan çeşitli zorlu görevlere gönderir.

Kahramandan önce ülkesini kasıp kavuran Kimera (Chimera) adlı aslan başlı ejderhayı öldürmesini ister. Bellerophon ise hâlihazırda işlediği suçtan arınmak için ödemesi gereken bedeller olduğunu bildiğinden, bu görevleri gerçekleştirmek için yola koyulur. Sisyphos’un soyundan gelen Bellerophon gayet akıllı bir kahramandır, dolayısıyla görevin zorluğunun da farkındadır. Bu yüzden, ancak düzgün bir plan dâhilinde görevini başarıyla tamamlayabileceğini bilmektedir. 

Bellerophon, kâhin Polyeidus’un tavsiyesiyle bir gece Athena sunağı üzerinde uyur. Rüyasında tanrıçayı elinde altın bir yular ile görür ve uyandığında yuların artık kendi ellerinde olduğunu farkeder. Kâhinin de kendisine belirttiği üzere, Poseidon ve Athena tapınaklarını ziyaret edip sunu sunan kahraman, kanatlı at Pegasus’u nihayet bir pınardan su içer halde bulur ve altın yuları vurduğu atın sırtına çıkıp kullanmayı başarır. Kimi farklı anlatımlara göre ise Athena Pegasos’u gemlenmiş olarak kahramana vermiştir ya da meşhur at, Bellerophon’a gerçek babası olan Poseidon tarafından bizzat verilmiştir. Fakat bu anlatımlar farklılık gösterse de sonuç olarak Pegasos’un sırtına binen kahraman Bellerophon, kurşunlu mızraklarını ejderha Khimaira’nın boğazına sokmayı ve onu öldürmeyi başarmıştır. (Bellerophon Chimera'yı öldürür öldürmesine ama canavarın ağzından çıkan alevleri söndüremez, bu alevler dağın yamacında kalır, işte Chimera'nın öldüğüne ama ateşini bıraktığına inanılan bu yer Antalya'daki YANARTAŞ olarak bilinen yerdir.)

Ardından İobates kahramanımızı düşman komşuları Solymoslar ve Amazonlar üzerine savaşmaya gönderir. Bellerophon her üç görevi de Pegasus’un yardımıyla başarıyla tamamlar. İobates, tehlikeli görevler vererek Bellerophon’dan kurtulamayacağını anlayınca, son çare olarak Lidyalı paralı askerlerden oluşturduğu bir birliği kahramana pusu kurup öldürmekle görevlendirir. Kahraman hasımlarını kılıçtan geçirince kral İobates, Bellerophon’u tanrıların koruduğuna ve haklılığına inanıp, kendisine yazılan mektubu göstererek, kızı (Philonoe, Antikleia veya Kassandra) ile evlendirir, dahası tahtını da kızının çeyizi olarak damadına bırakır. Stheneboea ise iftira attığı kahramanın kız kardeşiyle evlendiğini öğrendiğinde yaptığı kötülüğün ortaya çıkacağını anlayarak canına kıyar. Bellerophon ile karısının İsander, Hippolokhus ve Laodameia adlı üç çocuğu olmuştur.

Bellerophon, Pegasus’un üzerinde Olympos dağına tanrıları ziyaret etmeye gitmeye kalkınca cüreti Zeus’u kızdırmıştır. Tanrının gönderdiği bir at sineği Pegasus’u sokunca at acısından binicisini üzerinden atmış, yere düşen Bellerophon ölmemiş ama kalan ömrünü topal ve yalnız birisi olarak tamamlamıştır.

Klasik mitolojide net bir hiyerarşi bulunur; tanrılar en üsttedir, onların altında ölümlüler ve en aşağıda da hayvanlar bulunur. Kahramanların ise bu çerçeve içindeki yerleri belirsizdir. Onlar ölümlüdürler ama ebeveynlerinden biri genellikle ilahi biridir. Bu bazen onların hadlerini aşmalarına neden olur. Var olan pozisyonlarından daha yüksek bir konuma gelmek isteyen varlıklar haline gelirler. Hırsları onları çok yükseklere getirebilir ama en sonunda üzülmelerine de neden olur. Bellerophontes de haddini bilmezler arasında yer alan ve bunun bedelini ödeyen kahramanlardan sadece biridir.

Babası Daedalus'un uyarılarına kulak asmayan, gökyüzünde yükseldikçe yükselen ve güneşe fazlasıyla yaklaşan İkarus da güneş tanrısı Helios'un bunu kendisine karşı bir saygısızlık olarak algılamasıyla onun gazabından nasibini almış, bal mumumdan kanatları erimiş, denize düşmüş ve boğularak ölmüştür. Yine birbaşka örnekte Phaeton ise babası güneş tanrısı helios'un at arabasına binmekte ısrar edip atların kontrolünü kaybedince ölmüştür.

Kaynak: Özhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016

Bellerophontes, Pegasus ve Khimaira, Theoi, https://www.theoi.com/Gallery/M14.1.html

Bellerophontes, wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Bellerophontes

Khimaira, wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kimera

Bu efsaneyi bir de Homeros'un ağzından duyalım: İlyada'nın VI. bölümünde Yunanistan'lı Diomedes'le Anadolu'lu Glaukos çarpışırken savaşa ara verip soylarını soracak olurlar birbirlerine, Glaukos'un anlattığı öykü Lykia'nın en önemli efsanesini dile getirmekle kalmaz, iki düşman savaşçıyı konuk ve dost olarak da birleştirir (İl. VI. 152-211):

At besleyen Argos'un bir bucağında Ephyre İli vardır,

Aiolos oğlu Sisyphos yaşardı orada,

Insanların en kurnazıydı o,

bir oğlu oldu, Glaukos'tu adı;

Bellerophontes doğdu ondan sonra,

Glaukos'un kusursuz oğlu.

Erkeklik, güzellik bağışladı tanrılar ona.

Ama Proitos geçirdi gönlünden kötü şeyler,

kendisi ondan çok daha güçlüydü,

sürdü onu Argos'lular arasından;

Zeus almıştı Bellerophontes'i Proitos'un eli altına.

Tanrısal Anteia, Proitos'un karısı,

yanıp tutuşuyordu, Belterophontes'le, diyordu,

gizlice bir sarmaş dolaş olsam,

ama birazcık olsun kandıramadı onu,

o sıra aklı başındaydı Bellerophontes'in.

Kadın bir yalan attı kral Proitos'a, dedi ki:

"Bellerophontes'i öldürmezsen lanet sana,

o benim zorla koynuma girmek istedi".

Böyle dedi o, kralı birden öfke kapladı.

Ama saygı besliyordu yüreğinde,

Bellerophontes'e kıyamadı.

Gönderdi onu Lykia'ya,

Eline uğursuz işaretler verdi,

üst üste katlanan bir levhaya yazdı bir sürü ölüm yazıları.

Kaynatasına göstermesini buyurdu,

böylece yok olacaktı o.

Bellerophontes tanrıların eliyle vardı oraya.

Gelince Lykia'ya, Ksanthos nehrine,

yaygın Lykia'nın kralı onu saydı.

Ağırladı onu tam dokuz gün,

dokuz tane öküz kurban etti.

Gül parmaklı şafak görününce onuncu günü.

Bellerophontes'e sordu,

damadımdan getirdiğin işaret hani? dedi.

Alır almaz damadının işaretini,

buyurdu önce azgın Khimaira'yı öldürmesini;

tanrı soyundandı o, insan değildi.

Önü aslan, arkası yılan, ortası keçiydi,

yalımlı nefesiyle kötü soluyordu.

Bellerophontes uydu tanrıların isteğine,

onu bir anda yere serdi.

Çarpıştı sonra ünlü Solymo'larla.

Girdiği savaşların bu en çetiniydi.

Erkek gibi Amazon'ları öldürdü sonra.

Dönüsünde kral ona zorlu bir tuzak kurdu:

Yaygın Lykia 'dan en iyi yiğitleri seçti gönderdi pusuya,

ama onlar bir daha dönmediler evlerine,

kusursuz Bellerophontes öldürmüştü hepsini.

Kral da anladı onun tanrı soyundan olduğunu,

alıkoydu orada, verdi kızını,

bütün krallık onurlarını bölüştü

Lykia'hiar da ayırdılar bahçelik,

buğdaylık bir tarla,

ayırdılar en büyük, en güzel bir toprağı.

Karısı üç çocuk doğurdu bilgili Bellerophontes'e:

Isandros, Hippolokhos, Laodameia.

Akıllı Zeus, koynuna girdi Laodameia'nın.

Laodameia, doğurdu tanrıya denk tunç silahlı Sarpedon'u.

Ama bir gün tanrılar tiksindi Bellerophontes'ten,

Aleion ovasında kaldı o tek başına,

insan uğrağından uzakta yedi kendi kendini.

Savaşa doymayan Ares öldürdü oğlu Isandros'u,

çarpışırken ünlü Solymo'larla.

Kızdı dizginleri altın kakmalı Artemis,

aldı Laodameia'nın canını.

Hippolokhos da baba oldu bana,

ben övünürüm onun oğlu olduğum için.

Troya'ya gönderdi beni o,

sıkı sıkı salık verdi bana:

Hep yiğitçe dövüşeyim, üstün olayım başkalarından,

utandırmayayım atalarımın soyunu,

onlar ki Ephyra'da,

yaygın Lykia'da en iyi, en ünlü kişilerdi.

Övünürüm işte, bu soydan, bu kandan olmakla.

 İlyada VI 154-211




İLETİŞİM

satis@villaotelim.com
0 549 358 56 57
Atatürk Mah. Ataşehir Bulvarı
    Gardenya 7/1 Daire: 1 İstanbul
Sitemizde anılan tüm fiyatlar, geçerli kartlar ile tek ödemede, en ucuz başlangıç fiyatlardır ve yeterli kontenjan olması durumunda geçerlidir.