KAYIT    İLETİŞİM
 Türkçe | ₺

Likya' da Ölüm ve Ölü Gömme Adetleri


Likya' da Ölüm ve Ölü Gömme Adetleri

    Likya mezar gelenekleri genel itibariyle bölgenin doğal coğrafi yapısı gereği kaya işçiliğine dayanmakta olup Anadolu’da eski dönemlerden itibaren yaygın olan ‘’ölü evi’’ inancından ötürü büyük oranda sivil mimari geleneklerinden kök almış bulunmaktadır.

MEZAR TİPLERİ


  • KAYA MEZARLARI

En çok rastlanılan ve en yaygın, doğal tepe yamaçlarına oyulmuş olarak en sade mezar tipini oluşturur. Bu tip mezarlara Likya Bölgesinin hemen her yerinde rastlamak mümkün olmakla beraber, kaya oyma mezarların en güzel örnekleri şüphesiz Patara ve Trebenna kentlerinde görülmektedir.

Kaya oyma mezarları ekseriyetle kare planlı olup ortalama 10m2’lik bir alana sahiptirler.

Mezarlardan ele geçen kemikler incelendiğinde bu mezar tipinin genellikle aile mezarları olarak kullanılmış olduğu görülür. Ölüler başlarının altında taş destekler veya sıkıştırılmış toprak ile desteklenerek toprağa uzanmışlardır. Yeni gömüler yapabilmek için ölülerin ‘’U’’ biçiminde yatırılıp, pozisyonları bozulmaksızın kenara itilmiş oldukları ve gömü esnasında hareket rahatlığı sağlamak adına mezarın içerisindeki orta alanın bilhassa boş bırakılmış olduğu gözlenmektedir.

Mezar odalarının sade yapıları ve ‘’kremasyon- ölü yakma’’ ile alakalı herhangi bir bulguya rastlanmamış olması bizlere bu mezarların ‘’inhümasyon- iskelet gömü’’ amaçlı kullanılmış olduklarını göstermektedir.

Kaya mezarı yapma ve kullanma geleneğinin özünde hem yaşamın hem de ölümün tek bir mimari formla vurgulanması düşüncesi vardır. Böylece kaya mezarları ölümden sonra ebedi hayatın sürdürüleceği bir yer olarak kabul edilmiştir.

Kaya oyma mezarları da kendi içlerinde farklı formlara ayrılmaktadır:

  1. Tapınak Cepheli & Ev tipi mezarlar: iki veya nadiren de olsa üç katlı olup ahşap evlerin taklididirler. Genellikle üstte bir alınlık bulunur ve bazen bu alınlık sivri bir kemer biçimindedir. Mezarların iç bölümü aynen Tapınak tipli mezarlardaki gibidir. Hatıl uçları (mimarlık terimi olarak; ağırlığı yatay olarak dağıtmak ve duvarların düşey doğrultudaki çatlamalarını önlemek için duvarın içine yatay olarak boydan boya uzatılan ahşap, tuğla ya da beton bağlama öğesi) kare şeklinde olup aynı ikamet yapılarında olduğu gibi dışarıya doğru çıkık oldukları gözlenmektedir. Bu mezar tipinin en güzel örneklerine MYRA Nekropolünde rastlanır. Tapınak tipli mezarlarda ise genellikle İyon düzeninde iki adet sütun, bir arşitrav ve alınlık görülmekte olup revaktan geçilerek mezar odasına girişi sağlayan kapıya ulaşılmaktadır. Likya kaya mezarlarının iç donanımları mezar sahiplerinin istekleri doğrultusunda şekillenmektedir. Bu mezar odalarında gömü amacıyla kline (Antik Çağda üzerine uzanılan bir çeşit kanepe, Antik Yunan’da mezar içerisinde üzerine ölülerin yatırıldığı taştan sedir) şeklinde taş yataklar ile yan ve arka duvarlara oyulmuş niş şeklinde yataklar kullanılmıştır. Arkeologların araştırmaları sonucu bu mezarların büyük çoğunluğunun, kline tipolojileri ve kabartmalar ve Likçe yazıtlardan yola çıkarak M.Ö. 4. yy’a tarihlendirildiği anlaşılmıştır.


  • Güvercin Yuvası tipi
  • Ahşap Cepheli
  • Samerdam Çatılı


  • LAHİT MEZARLAR

Kaya oyma mezarlardan sonra ikinci en yaygın mezar tipi bölgede kendine has mimarisi ile göze çarpan ve tarihsel belge olma nitelikleri ile arkeolojik çalışmalarda çok önemli yer tutan ‘’Lahit Mezarlar’’dır. Söz konusu lahit mezarlar da mimari yapısallıkları ve bezemeleri sebebiyle kendi içlerinde farklılıklar gösteren alt gruplara ayrılabilirler.

Lahit (SARKOFAJ) kelimesinin sözlük anlamı ‘’et yiyici- etçil’ ’dir. Lahitler tarihsel süreçte ölü gömme adetinin ortaya çıkmasından itibaren doğmuş ve gelişmiş, bedenlerin kremasyon yapılmadan gömüldüğü ve ebatları 2-3 metre arasında değişen bir mezar tipidir. Bölgenin tamamında yaklaşık 2000 civarı lahit bulunmaktadır.

Likya Lahitleri olarak isimlendirilen bu lahitlerin en önemli özelliği ‘’SEMERDAM’’ (ters kayığı andırır biçimde olan çatı ve lahit kapakları için kullanılan mimari terim) tipi bir özellik göstermeleridir.

Likya Lahitlerinin 4 bölümden oluşan minyatür bir ev tipinde tasarlandığı anlaşılmaktadır:

  • Basamaklı bir kaide
  • Mezar Odası (Hyposorion)
  • Tabut
  • Semerdam şeklinde mezar odası kapağı.



Semerdam çatılı Likya Lahitleri arkeologlar tarafından M.Ö. 500 / M.Ö. 300 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Bu lahitler aynı zamanda ‘’Gotik Kemerli Sarkofaj’’ adıyla da bilinmektedir. Lahitlerin yapımında ekseriyetle ana malzeme olarak kolay işlenebilir özelliği ve yöresel bazda kolay ulaşılabilir olan kireçtaşı kullanılmıştır.

Lahit kapakları üzerinde bulunan küçük pencere veya kapı diye adlandırabileceğimiz küçük delikler sembolik olarak önemli detaylar barındırır: bazı araştırmacıların yorumlarına göre ölünün ruhu yeraltı dünyasından yukarı çıkmak için bu kapıyı kullanırmış ki bu kapının iki dünya arasında bir köprü görevi gördüğü öngörülmektedir. Bazı araştırmacılar da bu sembolik delikler için ‘’Hades’e açılan kapı’’ yorumunda bulunmuşlardır. Bir diğer araştırmacı (Blakolmer) ise yaşayanların ve ölülerin dünyalarını ayıran bir sınır kapısı görevi görmüş olabileceğini, yaşayanların arasına ölüler diyarından cinlerin karışmaması ve yaşayanların onlardan korunması için yapılmış bir güvenlik kapısı olduğunu önermektedir.

Likya Lahitleri şu kategorilere göre tasniflendirilmişlerdir:

  • Lahit teknesi altında tek bir taş bloğu ya da birkaç blok taştan oluşan ikinci bir mezar odası bulunanlar.
  • Lahit teknesi altında yüksek bir mezar odası olan anıtsal görünümlü lahitler.
  • Altlarında öteki mezar tiplerinden birisi olan düz çatılı bir mezar ev bulunan, yüksek, iki katlı görünüm arz eden ev lahitler
  • Alçak görünümlü, tekne kısmı ana kayadan oyularak yapılmış lahitler
  • Çok alçak görünümlü, tekne kısmı ana kayadan oyulmuş, yalnız kapağın göründüğü tipler.


  • Büyük çoğunluğu başkent Xanthos ’da görülen ve M.Ö.4. yy’a tarihlenen Kabartmalı lahitler
  • Teknelerinde ve kapaklarında bezeme olmayanlar
  • Kaide, tekne ve kapaklarında bezeme olanlar
  • Yalnız teknelerinde kabartma olanlar
  • Yalnız kapaklarında kabartma olan lahitler


  • DİKME (PAYE) MEZARLAR

Likya Bölgesinde rastlanan mezar tiplerinin üçüncüsü ise erken dönem anıt türü mezarları oluşturan ‘’dikme mezarlar’’dır. Bu mezarların zengin bezemeli veya yazıtlı örnekleri yanında tamamen yalın, sade örnekleri de sıklıkla görülür. Heroon ya da piliyeli mezar olarak da kategorilendirilen bu çok büyük mezarlar genellikle bir kaidenin üzerinde ve bir manzaraya bakacak şekilde yükselirlerdi.


Likya mezarları ve mezar yapılarının mimari formlara göre gruplandırılması üzerine yapılan çalışmalar göstermiştir ki mezarlardaki tipolojik ayrım sosyal yapıyı yansıtmaktadır. Yani; anıt mezar ve Heroon’lar yüksek sınıftakiler, kaya mezarları ise daha alt tabakadaki yurttaşlar için yapılmıştır. Dikme ve anıt mezarların Likya beyleri yani yönetici sınıfı için yapılmıştı.

Sahibinin bir bey ya da yönetici olduğu kesin olarak bilinen tek dikme mezar örneği Xanthos Yazılı Dikmesidir. Her ne kadar Likçe yazıt dolayısıyla kaynak belgeye sahip olunmasa da Xanthos Nereidler Tapınak Mezarı ile Trysa ve Limyra Anıt mezarları da gerek mimari görkemleri gerek bezemelerinin niteliği sebebiyle yönetici egemen sınıfa ait anıt mezar kategorisinde kabul edilebilir.

Bugün eldeki veriler dikkate alınacak olursa genel olarak M.Ö. 6.-5. yüzyıllarda yaygın biçimde yönetici mezarları olarak karşımıza çıkan dikme mezarların, M.Ö. 4. Yüzyıla girildiğinde yerlerini tapınak biçimli daha anıtsal ve zengin bezemeli yapılara bırakmış oldukları savı kabul görmektedir. Tüm bu mezar araştırmalarından çıkarılacak diğer bir genel sonuç ise; Likya yönetici sınıfının altında burjuvazi sınıfı olarak nitelendirilebilecek tabakayla ilişkilendirilen aile tipi kaya oyma mezarlarının M.Ö. 5. Yüzyılın sonlarından başlayarak M.Ö. 4. yüzyılda yaygınlaşmış olmasıdır. Her hâlükârda anlaşılmaktadır ki Likya mezar tipolojisi bu tarihlerden itibaren zenginleşerek sayıca artmış bulunmaktadır. Bir mezarın tipi, biçimi, süslemesi vs. sosyal statüyle bağlı olarak ekonomik yapıyla ilişkilendirilmektedir. Dikme ve anıt mezarlar beylerin siyasi güç ve otoritesinin göstergesi iken sayıca hayli fazla olan sade, yalın kaya oyma mezarları orta sınıfı işaret etmektedir.

Likya Birliği şehirlerinde hüküm süren sosyal sınıflara ilişkin gözlemlerde, aristokrasinin en tepesinde kentlere hükmeden ve askeri lider pozisyonuna da sahip olan beylerin bulunduğu görülmektedir. Pek tabii ki bu beylerin aileleri ve akrabaları da yine üst düzey komutan, toprak sahipleri ya da tacir sıfatlarıyla bu gruba dahildir. Beyler, doğrudan ticaret yapmıyor olsalar bile, ticaret yapan tacir sınıfı kontrolleri altında tuttuklarından dolayı ticareti de kontrolleri altında tutuyor oldukları düşünülmektedir. Ayrıca Likya’da sikke basma hakkı da bu beylere ait bulunmaktaydı.

Mezarlarda bulunan kabartma bezemeler ile sikke kalıp çeşitliliği orta sınıf olarak adlandırılabilecek bir sanatçı ve zanaatkar topluluğunun varlığına işaret etmektedir. Hatta Herodot’u referans almak gerekirse, Likya silah sanayiinin dışarıya ihracat yapacak derecede gelişmiş düzeyde olması söz konusu zanaatkar sınıfın oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir. Ayrıyeten, Patara Kehanet Ocağı anlatımları ve yerel yazıtlar göz önüne alındığında Likya’da belirgin bir ruhban sınıfının varlığı da söz konusu olmalıdır.

İşte tüm bu detaylar ışığında, M.Ö. 5. – 4. Yüzyıllarda gözlemlenen kaya mezarı ve lahit tipolojik çeşitliliğinin ve sayısının artmasında temel etken olarak Pers-Atina-Sparta savaşlarının son bulmasıyla oluşan barışçıl ortamda orta sınıfın zenginleşmesini ve toplumun genel anlamda refah seviyesinin yükselmesini sağlayan ticaretin yattığını düşünmek yanlış olmasa gerek.

ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ ve ÖLÜM İNANIŞI ÜZERİNE

  • Antik Çağ’da ölen kişinin mezarında yaşamaya devam ettiğine inanılırdı, o sebeple ihtiyacı olabileceğine inanılan ve ölen kişinin bu hayattaki günlük yaşantısında kullanmış olduğu elbiseleri, silahları, kapları ve süs eşyaları ile birlikte ölüyü gömerlermiş.
  • Ölünün susuzluğunu gidermek adına mezarın üzerine şarap dökülür, açlığını gidermesi için de yemek koyarlarmış.
  • Hatta daha da önceleri ölen kişiye hizmet etmeleri için köleleri de öldürülerek mezar sahibinin yanına gömüldüğü olurmuş.
  • Yunanlıların ve Romalıların inanışlarına göre ruh ikinci bir varlığa geçmek için yabancı bir dünyaya gitmiyor, insanların yakınında kalıyor ve yeraltında yaşamağa devam ediyormuş.
  • Ölülerinin arkasından "iyi, kutsal, mutlu" diye bahsetmiş ve "Manes" adını vermişlerdir. Cicero’ya göre onlar bu hayatı bırakıp gidenlerdir ve bu insanları ilahi varlıklar olarak görmek gerekmektedir.
  • Yılın belli günlerinde mezarlara yemek taşınır, mezarların etrafı çiçek, çörek ve meyvelerden oluşan çelenkler ile çevrilirmiş. Mezarın üstüne çiçekler yerleştirilip süt, şarap ve bazen de kurban kanı ile yıkanırmış. (Vergilius, Aeneas, III. 300 veV.77.; Ovidius, Fast., n. 525-542)

  • Roma tarihçisi Valerius Maximus, ritüelleri anlattığı bölümde; bir Likya adeti olarak erkeklerin yaslarını göstermek için kadın kıyafetleri giyindiğini belirtmiştir. Plutarkhos da Apollonius'a yazdığı mektubunda aynı adetten bahsetmekte ve Apollonius'un yaşama devam etmek için yasını metanetle karşılamasını, aşırı üzülmemesini, Likyalı erkeklerin yas anında kadın kıyafetleri giyindiğini, arkadaşının da yasını bu şekilde sürdürürse, onlar gibi kadınlaşacağını söylemektedir (ConsoL. ad. Apollo. 112F. 113A.).
  • Sir James Fraser", Antik Çağda bazı halkların, yas günlerinde çukurlara inerek birkaç gün kaldığını ve benzer bir sebeple Likyalı erkeklerin de hayaletlerden gizlenmek için kadın kıyafetleri giyinebileceklerini düşünmüştür.
  • Delcourt'" ise, kötü ruhların erkeklere oranla kadınlara daha az zarar verdiğini, bu nedenle erkeklerin yas törenlerinde kadın kıyafeti giyinmiş olabileceğini öne sürmüştür.
  • Homeros'da da bunun izlerine rastlamak ilginçtir;
  • Akhileus, annesi Thetis tarafından savaşa katılmasını engellemek için kadın kılığına sokularak kral Lykomedes'in sarayında saklanmıştır. Yani ölümden kaçmak için Akhalar'ın büyük kahramanı kadın giysilerine bürünmüştür! Yine bazı toplumlarda ise anneler oğullarının hummaya yakalanmasını engellemek için onlara kendi elbiselerini giydirmektedirler.
  • Mezarlara hayvan sunusu özellikle de boğa sunusu yapmak eskiden beri bilinen ve uygulanan bir adettir.
  • Lykia mezarlarındaki sunularda hayvan kesilirken rahipler mevcut bulunmuyor ve bu işlem ölenin yakınları tarafından yapılıyormuş. Daha sonra kurbanın kanı özel kaplar içinden çukura akıtılıyormuş.

  • Bazı mezar yazıtlarından, ölen kişinin onuruna periyodik kurbanları kapsayan bir kült tipi kurulmuş olduğunu öğreniyoruz. Roma dönemine tarihlenen birkaç yunanca yazıtta, yılın belirli zamanlarında mezar sahibinin mirasçıları ya da akrabaları tarafından yapılan horoz, tavuk gibi kurban sunularından bahsedilmektedir.

  • 1992 yılı Patara kazısı Tepecik nekropolündeki çalışmalar sırasında bir yetişkin ve çocuğa ait gömü bulunmuştur. Yetişkinin ağzında "Hades 'te sandalcı Charon' a verilmesi için konulmuş olabileceği düşünülen bir sikke ele geçmiştir. Mezar diğer buluntularıyla beraber, M.Ö.400'lere tarihlendirilmektedir. ‘’Ölülerin ağzına, kayıkçı Charon 'a verilmesi için konan sikke, ilk kez Hellenistik çağda Attika gömütlerinde ortaya çıkmıştır" savı, bu buluntuyla artık geçerliliğini kaybetmiş gözükmektedir. Ölen kişilerin ağzına sikke konulmasının nedenini biraz daha açıklamak gerekirse; ruhların Hades'e gidebilmesi için Styx nehrini geçmesi ve kayıkçı Charon'a bir ücret ödemesi gerektiği inancıyla uygulanan bir adettir. Bu para bazen ölünün ağzına bazense mezarın içinde herhangi bir yere yerleştirilmiştir.
  • Yunan ve Romalıların gömü geleneklerinde inhumasyon ve kremasyonun yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Likyalıların hangi gömü biçimini tercih ettikleri hakkında bir fikir beyan etmek, mezarların neredeyse tamamı soyulduğu ve tahrip edildiği için çok kolay olmamaktadır. Bulunan verilerle bir değerlendirme yapılacak olunursa; hem inhumasyonun hem de kremasyonun, Likyalılar tarafından kullanıldığı söylenilebilir. Limyra'da bulunan bir kafatası ve Patara kazılarından çıkarılan iskeletler'" inhumasyonun varlığını gösterirken, Patara'dan çıkarılan bir urne'" kremasyonun yapıldığını ortaya koymaktadır. Erken dönemlerde kremasyon daha yaygın kullanılmasına rağmen, Roma İmparatorluk döneminde lahit kullanımı giderek artmış ve buna bağlı olarak inhumasyon yaygınlaşmıştır. Bunun yanı sıra kremasyon'" aşağı tabakalardan olanlar için tercih edilen bir gömü tarzı olmaya başlamıştır. Likya bölgesinde uygulanan gömü adetlerini derleyecek olursak, M.Ö.6.yüzyıldan başlayarak özgünlüklerini yitirmeden Roma İmparatorluk Dönemi süresince de gömü geleneğini aralıksız devam ettirmiş olan Likyalılar, ölümü kederle karşılayıp yas törenleri yaparken, öte yandan yaşamın başka bir diyarda da olsa devam edeceği inancına sahip çıkarak evlerini inşa etmişlerdir. Özel eşyalarını buraya yerleştirmiş, yaşayanlar ölülere yiyecek ve içecekler getirmiş, evine kötü niyetli kimselerin yaklaşmaması için, beddualar yazdırmıştır. Tanrıların, onu bu insanlardan korumasını istemiş, ilahi güçlere sığınmasının yanında, yaşayanların da korumasına ihtiyaç duyarak, mezarlarını koruyan ve denetleyen kurumlar kurmaktan geri kalmamıştır. Ölüm doğal bir kabulleniş gibi görünmesine rağmen, yaşayanlar için bir korku olmuş ve bundan korunabilmek içinde bir sınır konmuştur. Geride kalanların, her ne kadar ölen insanlar sevdikleri yakınları da olsa, belirli zamanlarda onları hatırladıkları, ancak onlardan çekindikleri ve her şeye rağmen ölenlerden kendilerini korudukları anlaşılmaktadır.



KAYNAKÇA

  • Prof. Dr. Cevdet BAYBURTLUOĞLU, Lykia, İstanbul 2004
  • Prof. Dr. Veli SEVİN, Anadolu Tarihi Coğrafyası, Ankara, 2007
  • Doç Dr. Ahmet Tolga TEK, Anadolu Tarihi Coğrafyası Ders Anlatımı, Eskişehir, 2008
  • Elif UĞURLU, Lykia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri Üzerine Genel Bir Bakış, A.Ü. ,2000
  • Azra ERHAT, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul, 2002
  • Herodotos, Heredot Tarihi, Çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 2002
  • Homeros, İlyada, Çev. Azra Erhat, İstanbul 2005
  • Secda SALTUK, Arkeoloji Sözlüğü, İstanbul, 1989
  • E. Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, İstanbul, 2000.
  • C. Bayburtluoğlu, Lykia, İstanbul, 2004.
  • G. Bean, Eski Cağ’da Lykia Bolgesi, istanbul, 1998.
  • Y. Boysal, Grek Klasik Devir Heykeltıraşlığı, Ankara, 1967.
  • J.d. Courtils, Ksanthos ve Letoon Rehberi, İstanbul, 2003.
  • F. Cevirici, Polyksena Lahdi (Ege üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi), İzmir, 2006.
  • P. Demargne – H. Metzger, Fouilles de Xanthos I, Paris, 1958.
  • C. Draycott, “Bird-women on the Harpy Monument from Xanthos, Lycia: sirens or harpies?”, Studies in Classical Archaeology Vol. IV, Essays in Classical Archaeology for Eleni Hatzivassiliou 1977 – 2007, Oxford,2008.
  • N. Çevik, Tasların İzinde Likya. Alternatif Bir Gezi Rehberi, istanbul, 2002.
  • P. Grimal, Mitoloji Sözlüğü. Yunan ve Roma, İstanbul, 1997.
  • Hesiodos, Theogonia.
  • Homeros, Odysseia.
  • F. Işık, Doğa Ana Kubaba. Tanrıçaların Ege’de Buluşması, İstanbul, 1999.
  • Oncel, Xanthos Nekropolu (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bolumu Lisans Tezi), İstanbul, 2008.
  • M. Ozhanlı, isinda Kabartmalı Dikme Gomutu (Akdeniz Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Antalya, 1997.
  • https://kavrakoglu.com/likya-isik-ulkesi
  • https://www.atolyedomo.com/wp-content/uploads/2019/04/Domo-notlar_Mezar-Yap%C4%B1lar%C4%B1.pdf
  • http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/6-2/MJH-12-14-Betul_GUREL.pdf




İLETİŞİM

satis@villaotelim.com
0216 455 20 75
Atatürk Mah. Ataşehir Bulvarı
    Gardenya 7/1 Daire: 1 İstanbul
Sitemizde anılan tüm fiyatlar, geçerli kartlar ile tek ödemede, en ucuz başlangıç fiyatlardır ve yeterli kontenjan olması durumunda geçerlidir.