KAYIT    İLETİŞİM
 Türkçe | ₺

Myra


Myra

11.05.2021

MYRA

    Günümüz Türkiye'sinde Antalya İl’inin Kale (Demre) ilçesinin yer aldığı bölgede bulunan antik bir Likya kentidir. Teke Yarımadası’nda bulunan kent, Demre merkeze 2 kilometre mesafededir. Finike’ye 30 kilometre, Kaş’a ise 45 km mesafedeki Myra, Kekova’ya (Üçağız Köyü’ne) 20 km uzaklıktadır. Alacadağ, Akdağlar (Massikytos) ve Ege Denizi arasında Demre Çayı (Myros) tarafından taşınan toprakla oluşmuş verimli alüvyon ovasına kurulmuştur.

Myra Kazıları 2009 yılında Nevzat Çevik başkanlığında başlamış ve devam etmektedir. 2010 yılında, kazı ekibi tarafından kapsamlı bir kitap yayınlanmıştır.

MYRA ismi nereden geliyor?

Çevik'e göre Myra'nın erken adı Muri'dir. Bazı araştırmacılar Myra'nın Arzawa'nın Mira'sı ile aynı yerleşim yeri olduğunu düşünse de kanıtlanmış böyle bir bağlantı yoktur.

Myra, Likçe yazıtlarda Myrrh adıyla anılmıştır.

Myra isminin nereden geldiğine yönelik birkaç iddia bulunmaktadır. Genel olarak bilinen anlamı ise “Yüce Ana Tanrıçanın Yeri” dir.

Bir diğer rivayete göre de Myra ismi, Kıbrıs Kralı Kinyras’ın Myrrha adlı kızının isminden ve/veya Myra yağının üretildiği mersin bitkisinden (Commiphora Myyrha) geldiği de düşünülmektedir:

Mersin, kabuğundan Adonis’in doğduğu bitkidir. Tanrıça Aphrodite’i kıskandıracak kadar güzel olan Kıbrıs kralı Kinyras’ın kızı Myrrha tanrıça tarafından babasına âşık olmakla cezalandırılır. Gizlice koynuna girdiği için babası tarafından öldürülmek üzereyken tanrılar tarafından kurtarılır ve mersin ağacına dönüştürülür. Fakat babası Kinyras’tan hamiledir ve mersin ağacına dönüştükten sonra kabukları arasından gelmiş geçmiş en güzel insan olan Adonis’i doğurur.

Kazılardan çıkan mür yağı şişeleri, kilise çevresindeki yağ işlikleri ve hala bulunan mersin ağaçları, her dönemde kentin adına yansıyan en kesintisiz özelliğini sunar: Myrhh -Myra- da Myra (Demre). İşte bu mitolojik hikâyeden hareketle şehrin isim kaynağı, Adonis’in annesi güzeller güzeli Myrhha’ya da adını veren mersin bitkisidir.

Redhouse sözlüğü, myrrh “lavanta yapımında kullanılan kokulu bir çeşit sarı sakız” olarak belirtmektedir. Aziz Nikolas’ın bir grup İtalyan tüccar tarafından Roma Çağı lahdi olan mezarında, ağır kokulu, bir çeşit tütsü yapımında kullanılan mür bitkisine sarılarak korunan kemiklerinin yağmalayıp götürülmesi, aslında Myra isminin ne manaya geldiğini yeterince ortaya koymaktadır.

Yanıltıcı olmakla birlikte diğer bir isim kaynağı mür ’dür (Murex brandaris = imperial purple). Andriake ’de Antik Dönem boyunca üretildiğini ve satıldığını bildiğimiz kırmızı-mor renk maddesi de kentin adını çağrıştırır. Myra’daki yoğun varlığı, önemi ve cazibesi nedeniyle Myra’nın adı Murex’ten de gelseydi normal olurdu.

Yine başka iddia; Myra ismi burada akan Myros Çayı’ndan gelmektedir. Myros Çayı günümüzdeki Demre Çayı’dır. Kentin isim kökeninin bu çay olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca Myra isminin özel bir isim olabileceği de muhtemeldir. Fakat şunu belirtelim ki en parlak dönemi olan Likya Birliği üyeliği döneminde “En Parlak Kent” lakabıyla anılmış, bu ünvanla 6 büyük kentin de üstünde olduğunu hissettirmiştir.

Amasyalı ünlü coğrafyacı Strabon, “Geographika” adlı eserinde (Antik Anadolu Coğrafyası XII-XIII-XIV, Sayfa 245-247) Myra’nın oy hakkına sahip 23 kentten biri olduğunu söyler.

Bu oy hakkına sahip 23 Likya kentinden en büyüklerinin 3, orta büyüklükte olanların 2, geriye kalanların da 1 oy hakkı olduğunu belirtir. İşte 3 oy hakkına sahip en büyük 6 kent: Xanthos, Patara, Pınara, Olympos, Tlos ve Myra idi. Myra döneminin en gelişmiş en zengin kentlerinden biriydi.

Myra, deniz ve kara yollarının buluştuğu Orta Likya’da, her dönemde Likya sanat ve kültürünü nitelikle temsil eden parlak bir metropoldür.

Myra ve çevresi sadece kültür ve tarihiyle değil doğasıyla da özeldir. Bugün bataklık-göle dönüşmüş olan limanda 146 canlı türü yaşamaktadır. Bu faunal zenginliği Akdeniz floraları çevreler. Myra Denizi’nde batmış olan antik yerleşimleri kucaklayan masmavi Kekova suları “en ak denizi” sunar. Antik Çağ’ dan bugüne 1,5 m çöken bölgenin antik kentlerinin sahil yapılarını altına alan bu sular zengin ekosistemler denizidir.

Kaya mezarlarının benzersiz görkemi Klasik Dönem ’de Likya’nın en önemli birkaç yerleşiminden biri olduğunu göstermektedir. Klasik Dönem ’in en önemli kentleri arasında sayılan Xanthos, Pınara, Limyra ya da Tlos’ ta bile Myra kaya mezarlarının nicelik ve niteliğinde mezarlar bulunmamaktadır. Yazıtlarda “Likya’nın Metropolisi” olarak anılmaktadır. Myra kenti, Likya’nın baş tanrısı Apollon Syrios’un kehanet tapınağı ve kaynaklarda “Likya’nın en güzel tapınağı” olarak geçen Artemis Tapınağı ile Likya’nın tanrı ailesine ev sahipliği yapar. 11.500 kişi kapasiteli, bölgenin en büyük ve en nitelikli tiyatrosu, alüvyon altında gömülü kentin Roma Dönemi’nde bölgenin en büyük merkezi olduğunu göstermektedir.

Montesquieu’nün “antik dünyanın en mükemmeli” diye övdüğü Likya Birliği federal anayasasıyla yönetilen demokratik birlik içindeki önemli yerini, Strabon, “3 oy hakkına sahip en büyük 6 kentten biri” olarak belirtir. Bu durum, Myra’nın güçlü ekonomisi ve büyük metropol oluşundan kaynaklanan politik ve siyasi ayrıcalığını belgeler.

Bölgenin en önemli limanı Andriake ve mükemmel sığınma olanakları sunan doğal limanı taçlandıran görkemli liman yapıları ile Antik Dönemlerde uluslararası bir ticaret merkezi ve asal bir uğraktır.

Tanrıça Kybele’nin Artemis’e evrildiği antik toprakların gizemli şehri Myra, Prof. Dr. Nevzat Çevik’in şu cümleleriyle adeta güzelliğini yeniden taçlandırmakta ve satırlara dökülen övgü dolu kelimeler bu kadim medeniyetin masalsı coğrafyasını gün yüzüne çıkarmaktadır:

KRONOLOJİ:

Myra tarihi, Bronz Çağı’ndan itibaren izlenebilen Lukka-Likya tarihine paralel gider. Myra tarihinin önemli anlarından bazıları şunlardır:

  • İ.Ö.3.bin Bronz Çağı yerleşimcilerinin varlığı;
  • Gelidonya ve Uluburun batıkları ile Doğu Likya’da bulunan verilerin doğruladığı hem karada hem de denizdeki yaşamsal varlık;
  • Sahil yerleşimleri açısından Demir Çağı’nda şimdilik bir alacakaranlık;
  • İ.Ö. 546’da Harpagos’la gelen Pers egemenliği;
  • İ.Ö. 333’de Büyük İskender’in gelişiyle değişerek hızlanan kentleşme;
  • İ.Ö. 197’de III. Antiokhos’un, Andriakos Çayı ağzındaki limandan girerek Myra’yı alması;
  • İ.Ö. 168’de kurulan Likya Birliği’nde, Merkezî Likya temsilcisi olarak 3 oy hakkı ve ayrıcalığıyla bulunması;
  • İ.Ö. 42’de Brutus’un, komutanı Lentulus Spinther’i para toplamak için Myra’ya göndermesi ve Spinther’in Andriake liman girişindeki zincirleri kırıp kenti işgal etmesi. (Myra’nın limanı antik bir Likya kenti olan Andriake' dir. Bu kent; o dönemlerde ayrı bir kent değildi, Myralılar için burası bir liman ve dış mahalle olarak işlev görmekteydi Myralılar burada; korsanların baskınlarına karşı korumak için nehrin ağzına zincir germişlerdi.)
  • İ.S. 18’de Germanicus ve karısı Agrippa’nın Myra ziyareti ve Andriake’ye heykellerinin dikilmesi; İ.S. 60 yılının Ekim ayında Aziz Paulus’un Kudüs’te yarattığı huzursuzluğun hesabını vermek üzere Roma’ya giderken Andriake limanına ve ana kent Myra’ya uğraması; Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olmamasına rağmen, Hz İsa’nın dinini yaymaya çalışan Aziz Paulus’un 4. yolculuğu olarak kayıtlara geçen MS 59-69 yıllarında yaptığı seyahatleri sırasında tutuklanarak Roma’ya götürülmesi azizin yaptığı dördüncü yolculuk olarak da gösterilmektedir. Aziz Paulus’un bindirildiği gemi Akdeniz güney kıyılarından geçirilerek Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçmiş ve Myra Antik Kentinde konaklamıştır. Bu nedenle Patara, İncil’de adı geçen kentlerden biri olma özelliği kazanmıştır. Buradan İtalya’ya giden bir gemiye bindirilmiş yine güney kıyılarında yer alan Datça (Knidos)’a uğramıştır. Tutukluluk hali nedeniyle de olsa, Aziz Paulus’un Myra’ya gelmesi, metropolün adını duyurmuştur.

  • Bu tarihi kayıtlardan sonraki ününü ise, Myralı St. Nikolaos’a borçludur. Aziz, öğretisini burada geliştirip ününü yayarak tüm yaşamını Myra’da tamamladı. “Aziz Nikolas’ın piskoposluk yaptığı yer” olması sayesinde de ününü tüm Orta Çağ boyunca sürdürdü. Günümüzde Noel Baba olarak da bilinen Aziz Nicholaos Myra'nın piskoposluğunu yapıyordu; 408 ile 450 yılları arasında imparatorluğun başında olan II. Teodosius zamanında Aziz Nicholaos'ın Myra'da başpiskoposluk yaptığı bilinmektedir. Detaylı bilgi için bkz. BLOG ‘’ST: NİCHOLAS’’
  • İlk olarak bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepede kurulan antik kent, daha sonra aşağıya inerek genişledi. St. Paul’un seyahati sırasında yine Hristiyanlığın önde gelen isimlerinden olan arkadaşı Luke ve Yunan gök-bilimci ve matematikçi, Sisamlı Aristharchos de uğradığı bir şehirdir.

  • Nero Dönemi’nde gümrük yapılanması ve bunun belgesi olarak limana dikilen ünlü yazıt;
  • Traianus’un uluslararası bir liman yapımı için kararı;
  • İ.S. 129’da Hadrianus adına Andriake liman yapılarının inşa edilmesi;
  • İ.S. 142 depremi;
  • İ.S. 2. yy’da “metropolis” unvanı alması;
  • II. Theodosius (İ.S. 408-450) Dönemi’nde “Likya’nın başkenti” ilan edilmesi; bu tarihten itibaren bölgenin metropolisi olması, metropolitin makamı ve rezidansının Myra’da olması;
  • İmparator Constantinus Porphrogenitus tarafından “Tanrı’nın hizmetkarı kudretli Nikolaos’un üç kez kutsanmış mür soluyan kenti” olarak tanımlanması.
  • Antik Dönem dinlerini yansıtan mimarlık ve heykeltıraşlık eserlerinin Hıristiyanlar tarafından tahribi;
  • İ.S. 529 depremi;
  • İ.S. 542 yılında yaşanan veba salgınından dolayı büyük darbe almıştır.
  • İ.S. 789’da Arap donanmasının Myra’ya saldırması;
  • İ.S. 809’da Abbasi halifesi Harun Reşid’in Myra’ya saldırması;
  • İ.S. 1034’te Afrikalı Ziridlerin işgali; aynı tarihte St.Nikolas Kilisesi yıkılmıştır. Kilise, Rus Çarı 1.Nikolai’nin himayelerinde 1862-1863 yıllarında kilisedeki kazı ve onarım çalışmalarından sonra yeni bir çan kulesi yapılarak günümüze kadar ulaşmıştır.
  • Bari'li denizciler kilisedeki rahiplerin itirazlarına rağmen Aziz Nicholaos'nın kemiklerini 20 Nisan 1087 tarihinde çalıp, 9 Mayıs 1087 tarihinde Bari'ye getirdiler.

  • 1147 yılında Türklerin Myra’ya gelişi;
  • Son Başpiskopos Eustathios’un 1174 yılında atandığı halde görevine başlayamaması;
  • 17. yy’da dinsel idarenin Myra’dan Meis Adası’na geçmesi;
  • Osmanlı idaresi;
  • 1923 Türkiye Cumhuriyeti Dönemi;
  • Akropol eteğinde küçük bir köy olarak kurulan Demre’nin bugün 27.000 nüfuslu bir ilçe haline gelmesi;
  • 2009 arkeolojik kazıların başlaması…

Araştırmacıların ve seyyahların cümlelerinden özel alıntılarla MYRA:

  • “…Bu toprakların şimdiki yoksulluğu ve terk edilmişliği bir yana, sahip olduğu birçok antik dönem kalıntısı onun bir zamanlar antik dünyanın en kalabalık ve en bahtiyar bölgelerinden birisi olduğunu anlatır…”
  • (William Martin Leake, 1800).
  • “Surların orasına burasına birkaç küçük top yerleştirilmişse de, sadece kendilerini ateşlemeye kalkışacak olanlara zarar verecekleri belli oluyor: Zaten ağa daha içerilerde yaşamakta olduğundan ve kıyıdaki birkaç perişan, harap damda barınanlar da yaz aylarında dağlara göç etmiş bulunduklarından, artık buralarda savunulacak bir şey de yoktur” Sir Francis Beaufort, 1811 – 1812).
  • “Aziz Nicolaus hazretleri kilisede hemen öne çıkan bir figürdür. Aziz’in Anadolu’da Myra’daki türbesinden aldığım topraktan küçük bir miktarın şimdi yanımda bulunmaması ne yazık! Papaz için çok uygun bir armağan olabilirdi” Charles Robert Cockerell, 1812, 
  • “Aziz Nikolaos’un Myra’daki mezarı, sayısız hac yolculuğunun merkezi oldu, ve Osmanlılar da ona dualarında yer vermeyi ihmal etmediler. Bazı Latinler, gizlice Likya kıyısına gelerek Myra’da ve manastırda Müslümanların baskısından kimse kalmadığını anladıktan sonra St. Nikola’nın gömülü olduğu Syon Manastırı’na gelmişler ve orda mezarın bekçiliğini yapan inzivaya çekilmiş üç kişi bulmuşlar ve ‘Eski Roma’nın Papa’sı tarafından gönderildiklerini, orada gömülü olan şahsa yaraşır bir şekilde emniyet altına alınması amacıyla oradan taşınması için görevlendirildiklerini’ söyleyip, bunları kandırarak ve para vererek mermer lahdi kırıp açmışlardı. Lahdin içinde yine mermerden bir kavanoz bulmuşlar ve bunun yarısına kadar temiz, yağa benzer bir madde varmış. Kısacası iskeleti çok temiz bir sandığa koyarak 20 Nisan 1087 tarihinde oradan götürdüler” M. Charles Texier, 1833 – 1834.
  • “İnsanların yeni gördükleri heyecan verici şeyleri daha önce gördüklerinin üzerine çıkarmasına sık rastlanır, ama dağların arasındaki bu geçidin içinden at ile yaptığım beş saatlik yolculuk boyunca İngiltere, Almanya, İsviçre, İtalya ve Yunanistan’da gördüğüm manzaraları aklıma getirdim ve bunun üzerine söylemeliyim ki böylesi görkemli şekilde güzeli ve böylesi uzun süreni ile daha önce hiç karşılaşmadım. Burası binlerce ayak yüksekliğinde dağların arasında anlaşılamaz bir şekilde oluşmuş öylesi dar bir vadidir ki tabanında yalnızca içinden akan nehre yer vardır” Sir Charles Fellows, 1838- 1843
  • “HMS Beacon gemisi Likya kıyılarına 1842 yılının Ocak ayı başlarında, Ksanthos’ta Sir Charles Fellows tarafından keşfedilmiş olan dikkate değer antik dönem kalıntılarını götürmek amacıyla geldi. Ocak ve şubat ayları süresince tayfası, Ksanthos kalıntıları arasında kazı yapmakla ve mermerleri almak için hazırlık yapmakla meşgul oldu…” Thomas Abel Spratt, Edward Forbes, 1841 – 1842.
  • “… hiç şüphem yok ki, Fellows bu kabartmaları severek ve mutlulukla birçok Ksanthos kalıntısına tercih edecek ve onları Britanya Müzesi’ne götürmek isteyecektir” (Schönborn’un Berlin Kraliyet Müzesine yazısı).
  • “Myra’nın ünlü mezarlıklarında pek çok çeşit cepheli mezar bulunur; düz, bezeksiz kapı açıklıklarından, görkemli, kabartma ve boya bezeli tapınak cepheli mezarlara kadar, çoğunlukla da büyük olan mezarlar Likyalılara aittir” (Felix von Luschan, Eugen Petersen, 1881-1884).
  • “Buralar, istikbal vaat eden çok önemli yerler…” (Ekrem Akurgal, 1957; Demre’deki evinde iki hafta kaldığı Yılmaz Bayraktaroğlu’ndan sözlü alıntı). 
  • “25 yıllık keşiflerime baktığımda en zevkli yolculuklarımı Likya’da yaptığımı anımsıyorum. Bu ülke başka yerlerde dengi olmayan bir etkiye sahiptir. Manzara muhteşemdir. Ay ışığında başka bir evren olur…” (George E. Bean, 1952 – 1966).
  • “Myra: Antik Dönem’de ve Bizans Dönemi’nde bir Likya Metropolü” (J. Borchhardt, 1964)
  • “İyi ki biz bazı kalıntıları götürmüşüz. Yoksa siz onları da tahrip ederdiniz. Viyana Müzesi’nde bulunan kabartmaların kopyalarını size verebiliriz” (J. Borchhardt III: Likya Sempozyumu’nda yaptığı kapanış konuşmasından).

“Tanrı ve insan bir olup Likya’yı yaratmış. İnsana boşluğu duvarlarla sınırlamak mekânlar yapmak düşmüş. İstemiş ki evinde kendisi, kamu binalarında yönetimi, tapınakta tanrısı, onurlansın. Tanrı da tüm bunlar için cömertçe malzeme sunmuş insanına: taş sunmuş, çamur sunmuş, ağaçların en iyisini sunmuş. Üstüne üstlük eksilmez ışık düşürmüş üstlerine. En mavi denizi de değdirmiş eteklerine…”  NEVZATÇEVİK

Kaynakça:

  • Nevzat Çevik, Myra Andriake Kitabı. Kültür Bakanlığı 2010
  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına ait Kültür Varlıkları web sitesi
  • Wikipedia


NEREDE KALINIR?



İLETİŞİM

satis@villaotelim.com
0216 455 20 75
Atatürk Mah. Ataşehir Bulvarı
    Gardenya 7/1 Daire: 1 İstanbul
Sitemizde anılan tüm fiyatlar, geçerli kartlar ile tek ödemede, en ucuz başlangıç fiyatlardır ve yeterli kontenjan olması durumunda geçerlidir.