KAYIT    İLETİŞİM
 Türkçe | ₺

Oinoandalı Diyojen ve Epikürizm


OİNOANDALI DİYOJEN

(Yunanca Οινόανδα); Likya bölgesinde, Xanthos vadisinin kuzeyinde bir antik şehirdir. Oinoanda Antik Şehri'ne, Muğla, İncealiler Köyünden 45 dakikalık dar bir patika yoldan ulaşılır. Oinoanda ismi ilk Wiyanawanda / Winuwanda (Hititçe; wiyana = Şarap) adıyla Hitit çivi yazıtlarında rastlanmıştır. Bu çivi yazıtlarına göre Hititlilerin Xanthos'a karşı yaptıkları bir seferde burasının Lukka ülkesinin bir bölgesi olduğu belirtilmiştir. Fakat şehirde Roma ve Helenistik Dönemden daha eski yerleşimin olduğunu ispatlayacak herhangi bir ize rastlanmamıştır. En eski yerleşimin izleri MÖ 3. yüzyıl sonları ile 2. yüzyılın başlarına dair olanlardır.

Oinoanda, MÖ2. yüzyılda Kibyra, Bubon, Balbura şehirleriyle dörtlü ittifak (tetrapolis) kurmuş, bu ittifakta Romalı komutan Lucius Licinius Murena tarafından MÖ 84 yılında sona erdirilmiştir. Bundan sonra Lycia et Pamphylia'da bir şehir olarak adından söz edilmiştir. Şehrin önemi ve ünü ise Epikürcü filozof Oinoanda'lı Diyojen'den kaynaklanmaktadır. Şehir kalıntıları arasında felsefi içerikli devasa bir yazıta rastlanmıştır. Filozof Diyojen’in, takipçisi olduğu Epikür’ün felsefesini kazıtarak ölümsüzleştirdiği bu dev taş yazıtın, içerik ve büyüklüğü bakımından bir benzeri yok. Epikürcü doğa felsefesinin bir özetini sunan yazıt, aynı zamanda antik dünyanın en önemli tanığı. Öyle ki “epigrafinin Eldoradosu” olarak antik çağ Anadolu kentlerinde yaşayan elit tabakanın dünya görüşü ve kutlama kültürünün de önemli bir belgesi olarak değerlendiriliyor. Bu eşsiz yazıt, MÖ 341- 270 yılları arasında yaşayan bir filozofun, “ölüm bizim için hiçtir” diyen Epikür’ün felsefesinin özeti. 


Epikür, düşünce tarihinin bilimsel ve özgür düşünceli ilk hümanistiydi ve fikirleri günümüz hümanizmasıyla bire bir örtüşüyordu. Onun felsefesi, bugün yaygın olarak benimsenen bir yaşam tutumunun inceden inceye düşünülmüş ilk yorumuydu. Dinsel olmayan, haz peşinde koşan, materyalist felsefenin ilk örneği: “Yok olmak kaçınılmaz yazgımız olduğuna göre elimizdeki bu tek hayattan fazlasını almalıyız; amacımız, bu dünyada iyi yaşamak, bu dünyada mutlu olmaktır” fikri, onun felsefesinin özüydü.

Diyojen yazıtı, Romalı Lucretius’un şiiri dışında Epikür’ün öğretilerini aktaran temel metindir. Oinoanda antik kentinde yürütülen çalışmalar sonucunda bulunan parçalar, Martin F. Smith tarafından İngilizceye çevrilip yayımlandı.

Epikuros üzerine…:

Epikurosçu okulun kurucusu, Samos doğumlu bir Atina vatandaşı olan Epikuros ’tur (İ.Ö. 341-271). Platoncu bilgelerden dersler aldı, Aristippos’un haz öğretisine ilgi duydu, Demokritos ’un atomcu görüşleri hakkında geniş bilgiler edindi ve nihayetinde kendi düşüncelerini öğretmek adına Lesbos adasında (İ.Ö. 310) derler vermeye başladı. Ardından Atina’ya döndü ve KEPOS (bahçe) adıyla anılan ünlü okulunu kurdu (İ.Ö. 307). Bu bahçe aslen Atina yakınlarında satın almış olduğu ve okulunu içine kurduğu evin bahçesinin ta kendisiydi ve zamanla Epikuros felsefesinin simgesi halini alarak Stoa felsefesi kadar olmasa da ileride Roma düşünce yapısını oldukça etkiledi.

Maddeci bir fizik üzerine temellenmiş gözüken Epikuros felsefesi, esasen Demokritos felsefesinin sahip olduğu atomcu görüşlerin yeniden canlanmış halidir. Mantık-Doğa-Ahlak olmak üzere 3 bölüme ayrılmış olan bu felsefe, pratik / faydacı bir felsefe olarak insanın yaşam amacını belirleme gayesi güder. Epikuros’a göre felsefe ‘’akıl yürütmelerle ve tartışmalarla mutlu bir hayata yönlendiren bir etkinliktir’’. Felsefe insanı aylaklığa sürüklemek yerine gerçek manada sağlıklı kılmalıdır; ‘’vücudu tedavi etmeyen bir ilacın nasıl ki değeri yoksa, ruhu tedavi etmeyen bir felsefenin de hiçbir değeri yoktur’’. Epikuros felsefesinin asıl görevi hasta ruhlara ilaç sunmaktır.

  • Epikuros’a göre önce insana ruhunun ölümsüz olduğu, bedenle birlikte ruhun yok olmayacağı anlatılmalıdır. Bu anlayış, insanı belirsiz bir gelecek korkusundan azat edecek ve sağlığı için nelerin gerekli nelerin gereksiz olduğunu öğretecektir. İnsandaki ölüm korkusu onu insanlara karşı hep kendini koruma, kollama ve emniyette hissetme isteğine neden olmaktadır. Dolayısıyla bu korunma ve emniyet hissi isteği doğal olarak onu sürekli iktidar, mevki ve zenginlik arayışına itmektedir. Bunun sonucunda insan bir diğer korkuyla tanışır; peşinde koştuğu ve elde ettiği iktidarı, zenginliği, mevkii kaybetme korkusu! Hatta bu dünyadaki bu kazanımlarına öylesine sıkı sıkıya sarılır ki öldükten sonra bile şan, şöhret, şeref hep onunla olsun ister. Oysa öldükten sonra varlığımızın olmayacağını kendimize bir türlü anlatamayız ve yok olacağımıza inanmak istemeyiz çünkü ölümden korktuğumuzu kendimizden bile gizleriz, kendimizin farkında olmaktansa kendimizden kaçmayı yeğleriz. Bu sebeple insan derhal ölümün ne olduğunu en doğru şekilde anlamalıdır.

  • Epikuros der ki; ‘’ iyi ya da kötü bizim hislerimizle alakalı bir konudur, ölüm ise hislerin yokluğudur’’. Yaşamın durmasından korkmanın yersiz olduğunu kavrayan insan artık yaşarken de hiçbir şeyden korkmaz. Aslında ölümden korkan insan öldüğünde acı duyacağından korkmuyordur, acı duyacağı düşüncesinden korkuyordur. Gerçekleştiğinde herhangi bir kötülüğü dokunmayacak bir şeyi ya dokunursa diye beklemek boş yere acı çekmektir. Biz yaşarken ölüm yoktur, ölüm kapıyı çaldığında da zaten artık biz yokuz demektir. Bilge insan ne yaşamaktan korkar ne de ölmekten.



  • Epikuros’a göre insanın tüm eylemleri acı çekmeme ve korku duymama üzerinedir; ruh neden kaçınacağını ve neyin peşinden gideceğini bilirse insanın gelecekten korkusu kalmaz, acı çekicem diye dertlenip durmaz. Bunun yolu ise gelecekten hiçbir şey beklememekten geçer. İşte bu sükûnet insan ruhundaki tüm fırtınaları dindirir. İnsan kendinde noksan olanın peşinde koşmaktansa tüm eylemlerini haz almaya yöneltmelidir zira Epikurosçu felsefeye göre haz, mutlu bir yaşamın başı ve sonudur! Haz en büyük iyiliktir ve bu iyilik doğuştan insanın doğasında olan bir değerdir. Hazzın gerçek manası bedenen acı çekmemek ve ruhen huzursuzluk duymamaktır yani ‘’ataraksia’’dır (karmaşadan uzak kalma hali, sakinlik, dinginlik, dengelilik durumu, boş arzulardan, acılardan, heyecandan kurtulma ve mutsuzluğa sebep olabilecek her türlü fiziksel ve ruhsal kıpırtıdan insanın kendini özgürleştirmesi)


    • Akıllı, ölçülü, erdemli, namuslu yaşanmadıkça insan hayatının bir değeri yoktur. Bunun için insan her şeyden önce kendi kendisine yetmeyi bilmelidir. Bunu azla yetinmek gerektiği için değil çoğu bulamadığında aza daha hoşgörüyle bakabilmek adına öğrenmelidir. Azla yetinmeyin bilebilen insan çokla karşılaştığında ondan en fazla haz alan kişi olur ama çoğu yitirdiğinde en az acı çeken yine o olur.
    • Mutlu bir varlığın ne kendisiyle derdi vardır ne de başkasına dert olur.
    • Sağduyulu, onurlu ve hakkaniyetli yaşamadıkça haz alarak yaşamak mümkün değildir. Buna karşın haz alarak yaşamadıkça da sağduyulu, onurlu ve dürüst yaşamak mümkün değildir.


    • Bilge adamın yaşamında talih pek az yer tutar; çünkü en büyük ve en önemli nimetlerini kendi aklı ona sağlar.
    • Dürüst insan bütün kaygılardan arınmış insandır; eğri insan ise kaygılarının esiri olmuştur.
    • Doğal hukuk, birbirimize zarar vermemek ve zarara uğramamak adına yapılmış bir çıkar anlaşmasıdır.
    • Başka insanlardan korkmadan huzurlu bir yaşam sürmek için insan bol bol dost edinmeli, edinemiyorsa hiç değilse düşman edinmekten kaçınmalı, ona da gücü yetmiyorsa o zaman mümkün mertebe insanlarla muhabbetten uzak durmalı ve insanlarla arasına münasip şekilde bir mesafe koymalı.

    Kaynak: Çiğdem Dürüşken (Antikçağ Felsefesi)


       



    İLETİŞİM

    satis@villaotelim.com
    0 549 358 56 57
    Atatürk Mah. Ataşehir Bulvarı
        Gardenya 7/1 Daire: 1 İstanbul
    Sitemizde anılan tüm fiyatlar, geçerli kartlar ile tek ödemede, en ucuz başlangıç fiyatlardır ve yeterli kontenjan olması durumunda geçerlidir.